Terezin: Bir Utanç Müzesi

Terezin

Prof. Dr. Nejat Akar

“Bir zamanlar küçük bir çocuktum,
Üç yıl önce
Diğer dünyalara özlem duyan çocuk
oldum.
Artık çocuk değilim
Çünkü nefret etmeyi öğrendim.
Artık erişkinim.
Çünkü korkuyu öğrendim.”

Prag’dan hareket edeli neredeyse bir saat olmuştu. Otobüsten iniyoruz. İki tarafı ağaçlıklı sessiz, sakin, kişiyi rahatlatan bir yoldan 1700’lerde yapılmış bir kaleye doğru yürüyoruz. 1941 ile 1945 yılları arasında Naziler tarafından kullanılan bir kampın içindeyiz.

Birden karşımıza büyük bir mezarlık çıkıyor. Daha önce gördüğüm mezarlıklardan farksız. Kır çiçekleri sarmış tüm mezarları. Hepsi bir örnek. Bazılarının üzerinde çakıl taşları var. İrili ufaklı. Kimi boyalı.

“ÇALIŞMAK ÖZGÜRLEŞTİRİR”

Nazilerin İkinci Dünya Savaşında Yahudi soykırımı sırasında oluşturdukları kampların hepsinde geçerli bir slogan bizi karşılıyor.

Gruptan ayrılıyorum. Kampın bölümlerini dolaşıyorum. Karanlık nemli odalara tek başıma giriyorum. O günleri anımsatan tahta sıralar, demirden karyolalar, nefes almanın zorlaştığı daracık odalar… Binlerce insanın ölümü beklediği odalar. “Ya bu odalar tıka basa insan dolu olsaydı” diye düşünmeden edemedim. İnsanların yakıldığı fırınlar bulantı hissi oluşturuyor.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına neden olan Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand ve eşine suikast düzenleyen Gavrilo Princip’inin hapsedildiği hücre, bir an beni Saray Bosna’ya götürüyor.

Bir zamanlar SS subaylarının kullandığı, şimdilerde müze olan binanın girişinde o günlerin anısına yapılmış sağlı sollu heykelleri fotoğraflıyorum. Heykeller acımasızlığı, çekilen acıları, yansıtıyor.

Müzenin duvarlarında duyurular… Kampta yaşamlarını kaybedenlerden arta kalan objeler… Elbiseler, ayakkabılar… Üzerinde kilidi duran bir çanta… İşlemeli bir mendil… Bir keman var sahibi belli değil. Kurbanlardan ve onların cellatlarından kalan fotoğraflar, karikatürler, kartlar, mektuplar… 1943 yılına tarihlenmiş bir at nalı, üzerinde ‘sevgili anne babamın anısına’ yazıyor.

Oyuncaklar ilgimi çekiyor. Bir bez bebek, bir bebek daha turuncu elbisesiyle, bir para kesesi, bir fil… Kırmızı fiyonklu bir kedi … Kelebek şeklinde yapılmış tekerlekli bir çocuk oyuncağı… Küçük küçük heykeller.

Kamp yaşamını yansıtan çizimler… Hücrelerde sohbetler, bireysel temizlenmeleri… Bit ayıklayanların çizimi, bana bir anda Birinci Dünya Savaşı cephelerinde askerlerimizin bitlenmelerini anımsatıyor… Kurşuna dizilenler… Portreler…

Kampın kuruluşunda olmayan reviri, sekiz yataklı olarak gerçekleştiren kampın doktoru Dr. J. Konopik’in karikatürü ondan söz etme gereği duyuruyor bana…

Otobüs kamptan ayrılıyor. Oturduğum yerden insanoğlunun acımasızlığına öfkeleniyorum. İçimde bir hüzün. Otobüsün camından doğru uzayıp giden muhteşem doğa görüntüsü bile içimdeki hüznü yok etmeye yetmiyor.

KAYNAKLAR

(*) Hanus Hachenburg (1929-1944) (Kampta ölen bir çocuğun yazdığı mısralar)

Karl Lappel, Terezin, Terror and Art, https://www.yumpu.com/en/document/read/29692277/terezin-terror-and-art-ista

Alıntı : Hana Greenfield, Fragments of Memory. Gefen, Jerusalem, 1998.

Önceki

Nadir Hastalıklar Üzerine

Sonraki

Covid-19 ve Kanser